korkuyor musun?
korkma, zaman durdu.
kaldırımlar eskimiyor artık.
yüzümde bir kaç kırışıklık,
kıyafetlerim hala aynı.
değişen tek şey mahalle bakkalı oldu.
memleket hala istediğim gibi.
korkma çünkü güç benim elimde değil.
yoksa her kalabalığa bir suç bulup içeri tıkardım.
derdimden değil.
keyfi sıkıntılarım var.
insan sevmiyor da değilim.
ama ayırdığım doğrudur.
ırkçıyım ben.
beyaz tenli kadınları daha çok severim.
sevmediklerime zulüm etmekte keyfi.
kızma ,
var oluşumdan kaynaklanıyor bu gaddar huylar.
sensin sadece iyi olmaya çalışan.
aslında ne yaptığımı bile bilmiyorum ben.
bir iç güdüdür gidiyor.
kemiriyorum bazen.
çekinmeden söylemek istiyorum ne kadar hayvan hissettiğimi.
fakat ne kadar batıda hissediyorsan da kendini,
kaldıramayacaksın bunu, biliyorum.
çünkü bir yerde ,
yine sensin sadece iyi olmaya çalışan.
bir şey anlatıyor muyum?
hayır!
üzerini kapatsam da anlatmış sayılmıyorum hiç bir zaman.
anlamayacaksın , biliyorum.
bir şeylere benzeterek anlatmak istemiyorum.
hani bir gemi kalkar her hangi bir limandan ,
yada bir gece çöker ömrün üzerine.
hayır , kesinlikle hayır.
bende bir yaradılış selidir gidiyor.
ve senin dahi kabul etmediğin bir iç güdünün yolunda ilerliyorum.
kızıyorsun ,
insanlara çirkin yada şişman diyor olmama,
insanların korumaya çalıştığı değerlere sövüyor olmama,
ırkçı tavrımla, tek kaş ordusuna karşı duruyor olmama,
ne idüğü belirsiz şarkılar dinliyor olanlara karşı duruyor olmama,
aldatmaktan ne kadar keyif alıyor olmama.
kızıyorsun ,
fakat öğretilmiş bir durumun ,
işine gelen kısmında yaşıyorsun sadece.
sen,
zamanın ,
gördüğün ve sana anlatılan kısmında.
ben ,
bir mağarada,
ateşin bile yoksun olduğu bir zamanda.
ikimiz de yaşamak için.
ama sensin sadece iyi olmaya çalışan.
bense olduğu gibi ,
olmamasından yana taraftarları olan.
ben yine sana bir şey anlatmadım.
sana dediğime bakma ,
karşımda bir kişi varmış gibi davranınca ,
biraz daha kolay oluyor anlatması.
gelinim sen anla.
2.02.2012
1.20.2012
1.18.2012
avuntu.!.
bugün de bitti dedim yüksek bir sesle. yarın cumartesi. ofiste kimse kalmamıştı. duyan olmadı. bakıldığında intihar süsü verilmiş izlenimi veren kravatımı biraz gevşettim. çalışma masamın yanına koyduğum çantama uzanıp , bilgisayarımı ve işle ilgili bir kaç dosyayı çantaya koydum. oturduğum sandalyenin arkasına astığım ceketimi giyip ofisten ayrıldım. binadan çıktığımda havanın ne kadar soğuk olduğunu fark edip , paltomu almamakla ne kadar büyük bir hata yaptığımı düşündüm. neyse ki evim yürüme mesafesinde ve kısa bir süre sonra evde olacağım diyerek biraz olsun kendimi avuttum. fakat bu ekstra mesailer beni fazlası ile yoruyordu. yinede çalışarak bu tek düze hayatımı biraz olsun sıkıntısız hale dönüştürüyordum. evet , avuntularım klasikleşmiş olanlardan seçiliyor. her ne kadar polyanna denen orospuyu öldürmek istesem de bazen onun gibi davranmaktan başka şansım kalmıyor. ölüme bile alışabiliyor insan. saat neredeyse 11.00'e geliyordu. ofisin olduğu sokaktan ana caddeye doğru çıktım. yolun karşısındaki içki bayiine uğrayıp kendime 35'lik bir votka alayım diye düşündüm. öyle yola atlanacak durgunlukta bir trafik olmadığı için trafik ışıklarına doğru yöneldim.
trafik ışıklarına geldiğimde , "bu o konuşanlardan değilmiş" diye düşündüm ve konuşkan olanların taklidini yapmaya başladım. lütfen bekleyiniz , lütfen bekleyiniz , şimdi karşıya geçebilirsiniz , şimdi karşıya geçebilirsiniz. düğmeye basmadığım aklıma gelince, ana teması kendimi güldürmek olan küçük gösterimden vazgeçip düğmeye bastım. arabalar durmaya başladı. ileri doğru bir adım atacaktım ki dur dedi bir ses. biri bakar mısınız diye seslenseydi bu kadar etkili olmaz , yürümeye devam ederdim. fakat bu kesin dur emrine yine aynı kesinlikte tepki verip durdum. arkamı döndüğümde kimse yoktu. tekrar karşıya geçmek için döndüm ve yine o ses. dur. oku emrini kıskandıracak şekilde duruyordum. fakat ciddi ciddi duruyordum ve bu işi bu kadar ciddiye almış olmam da beni düşündürmeye başladı. tekrar döndüm ve önünde durduğum binanın bahçesindeki çalılıkların oynadığını fark ettim. araçlar tekrar hareket etmeye başladı. çalılıklara doğru ilerledim. o ses yine dur dedi. kim var orada diye seslendim. beni buradan götürür müsün diye cevap verdi. sanki bir kadın sesi gibiydi. biraz daha yaklaştım. karanlığın içinde parlayan o mavi gözleri gördüğümde irkildim ve geriye doğru bir adım attım. öylesine parlak ve öylesine fosforluydu ki. hatta düşük watt'lı bir ampul gibi ışık saçıyordu.
çalılıkların arasından bana doğru gelmeye başladı. tekrardan , götür beni buradan dedi. etrafıma bakındım. ne arabalar vardı ne de insanlar. gariptir ki rüzgardan başka hiç bir ses duymuyordum. bana bakan ve etrafa resmen mavi bir ışık saçan gözler tam önümdeydi. bedeni bir karaltıdan ibaretti ve ne kadar görmeye çalışsam da gözleri yüzünden göremiyordum. aklımdan bir sürü düşünce geçiyor hatta bir yandan kaçsam mı diye düşünüyordum. fakat karşı koyamadığım bir hisle olduğum yerde duruyordum. aklıma gelen ilk şeyi söyledim. kimsin sen ?
götür beni buradan dedi ve omzuma doğru dokundu. kendimi birden caddenin ortasında buldum. kulağımın dibinde korna sesleri. yanımdan arabalar geçiyordu. arabaların farları gözümü alıyordu. yerden kalktım , ezilmeden kaldırıma ulaştım. yolun diğer tarafına geçmiştim. önünde durduğum içki bayiinin yanındaki boş dükkanın camına dayandım. onu gördüğüm yere doğru baktım. gitmişti. bir kaç dakika düşündüm. demin neler oldu? hayal mi gördüm? acaba bu günlerde çok mu yoruluyordum diye düşündüm. öylesine gerilmiştim ki çantayı bile bırakmamışım elimden. duruma hala anlam veremiyordum fakat biraz olsun kendime gelmeye başladığımda bir an önce eve gitmeliyim diye düşündüm. tedirgin bir şekilde , devamlı etrafıma bakarak eve kadar gittim. eve girdiğimde bir süre kapının önünde öylece dikilip kaldım. biraz daha sakinleştikten sonra üzerimi değiştirip salona geçtim. koltuğa oturdum. kafamı dağıtmak için televizyonu açtım. yorgunluğunda etkisi ile televizyonun başında uyuyakalmışım.
biri omzuma dokunuyormuş gibi hissedip fırladım yerimden. yatak odasından sesler geliyordu. uyku sersemi masanın üzerinde duran vazoyu elime alıp odaya doğru ilerledim. odanın aralık duran kapısından uzanıp ışıkları yakmaya çalıştım. tekrar o sesi duydum. dur! hızla geriye doğru çektim kendimi. kapının yanında duran sandalyeye takılıp yere yuvarlandım. vazo elimden fırlayıp uzak bir köşeye düştü. kafamı odanın aralık kalmış kapısına doğru çevirdim ve karanlığın içinde yine o gözleri gördüm. kimsin sen diye bağırmaya başladım. kimsin? nereden geldin? ne istiyorsun? avazım çıktığı kadar bağırıyordum. hala götür beni buradan diye karşılık veriyordu. korkuyordum. sesim git gide yükseliyordu. kimsin sen? neden ben?
birden kapı çaldı. komşular sesimi duymuş olmalı diye düşündüm. ardıma bakmadan ve koşarak kapıya gittim. kapıyı açtığımda karşımda ev sahibim Hikmet abi duruyordu. başıma bir şey gelmiş olabileceğini düşünerek yanına uzunca bir sopa almıştı. odamda bir şey var , odamda biri var diye bağırıyordum. omuzlarımdan tutup silkeledi. sakin ol , kendine gel dedi. içeri girdi. nerede diye sordu. yatak odasında diye cevap verdim. kim var orada diye seslenerek odaya doğru ilerliyor bende arkasından gidiyordum. aralık duran kapıyı tekme ile açtı. uzanıp ışığı yaktı. hani kimse yok burada, dedi. buradaydı , masmavi parlak gözleri vardı dedim. odanın içinde onu aramaya başladım. dolaplara baktım. yatağı kaldırdım. Hikmet abi , oğlum sakin ol diyordu fakat olamıyordum. çok sürmedi , yoruldum ve odanın ortasına oturdum. Babanı aramamı ister misin diye sordu. hayır dedim sert bir sesle. peki ama sakin olmalısın artık dedi. istiyorsan burada kalabilirim? dedi. Hikmet abi babamın eski bir arkadaşıydı. çocuklukları beraber geçmiş. babam ofisin Hikmet abi'ye yakın bir yerde olduğunu öğrendiğinde bu daireyi tuttu. dediğim gibi ev de zaten Hikmet abinindi. rahatsızlık vermek istemem diye yanıtladım. sende benim oğlum sayılırsın , rahatsızlık falan bunları düşünme dedi. peki dedim. salondaki koltuğu hazırladım. bende odama geçtim.
öğlen saatlerinde anlam veremediğim garip bir rüya yüzünden korkmuş bir şekilde uyandım. hastane odasında bir kadın. burası çok karanlık , boğuluyorum diyordu. sebebini bilmediğim bir şekilde gidemeyiz , kalman gerekiyor diyordum . öylesine masum bir yüzü vardı ki. fakat öylesine solmuş. ve sanki onu uzun süredir tanıyordum. dışarıya çıkalım diyordu ve ben yine, kalman gerekiyor diyordum. derken bir sürü doktor giriyordu odaya. panik halindeydiler. neler oluyor diye bağırıyordum. doktorların arasından kıza bakıyordum. solgun gözlerini bana dikmiş , kurtar beni diye bağırıyordu. sonra birden herkes sustu. doktorlar bana döndü ve hep bir ağızdan üzgünüz dediler. neden diye sordum. üzerime gelmeye başladılar. üzgünüz , üzgünüz , üzgünüz. işte o an uyanmıştım.
yataktan fırlayıp Hikmet abi diye seslendim. salona gittiğimde Hikmet abinin çıktığını ve masaya bir not bırakmış olduğunu gördüm. - Levin , benim çıkmam gerekiyor. bir şeye ihtiyacın olursa numaramı biliyorsun. çekinme ara. - yazıyordu. notu bırakıp mutfağa geçtim. dünden kalan ekmeklere baktım. yenilebilir durumdaydılar. çay demleyip kendime yumurta hazırladım ve kahvaltıyı aradan çıkardım. hafta sonu olduğu için bir kaç arkadaşla buluşmaya karar verdim. hem kafamın da dağılması gerekiyordu. aklımın bir ucunda hep aynı soru. hayal mi ,gerçek mi ? bir kaç arkadaşımı arayıp Kadıköy'de buluşmaya karar verdik. üzerimi değiştirip evden çıktım. hava oldukça bulutlu. hani insanın üzerine sebepsiz bunalımlar yükleyen havalardan. caddeye geldiğimde dün o gözleri gördüğüm yere doğru baktım. her şey çok normal görünüyordu. bir süre taksi bekledim. gelmedi. minibüsle gitmeye karar verdim ve ilk gelen minibüse bindim. minibüs neredeyse doluydu. oturacak yer olmadığından , ön koltuğun hemen arkasında ayakta dikiliyordum. camdan dışarıyı izliyordum.
bir şey oldu. minibüste çalan müziğin durduğunu hissettim. sonra sanki arkamda kimse yokmuş gibi hissettim. arkamı döndüğümde minibüs bomboştu ve bomboş yolda kendi kendine ilerliyordu. kalbim hızla atmaya başladı. tekrar camdan baktım. dışarıda da kimse kalmamıştı. herkes kaybolmuştu. yine mi ? diye düşündüm. panik içinde sürücü koltuğuna geçip minibüsü durdurmaya çalıştım fakat durmuyordu. çok düşük bir hızla öylece ilerliyorduk. sonra birisi "gel" dedi. ses sanki hemen arkamdan geliyordu. dönüp baktım ama kimse yok. tekrar yola baktım ve yine onu gördüm. elli metre kadar ileride yolun ortasında öylece duruyordu. gündüz gözüyle daha da korktum. gölge gibi bir beden ve bu mesafeden bile fark edilen o mavi gözler. minibüsün camını tekmelemeye başladım fakat bir türlü kırılmıyordu. gel diyordu bu defa ve bu kesin emre yine kesin bir cevap veriyordum. istemesem de gidiyordum. arka koltuğa geçip yere doğru çömeldim. minibüs bir süre daha ilerledikten sonra durdu. kapı açıldı. iliklerime kadar hissettiğim soğuk bir rüzgar esti. kafamı kaldırıp kapıya doğru baktım. o mavi gözler bana doğru yaklaştı. dışarıya çıkalım dedi. gölge bir el uzandı. karşı koyamadım , uzattım elimi.
birden kendimi bir hastane odasında buldum. vücuduma bir sürü şey bağlanmıştı. yattığım yerden kalkmaya çalıştım ve hemen yanımdan bir el uzandı. baba. buradayım oğlum , yanındayım. neler oluyor , neden buradayım diye bağırdım. sakin ol dedi. bir şey hatırlamıyor musun diye sordu. neler oluyor , neyi hatırlamam gerekiyor diye cevap verdim. gözünden bir damla yaş geldi ve bir şey yok oğlum , iyi olacaksın dedi. o sırada bir doktor girdi odaya. babama dönüp biraz konuşabilir miyiz dedi. baba , dedim. bir şey yok , hemen geliyorum dedi. kapının hemen önünde konuşmaya başladılar. duyuyordum.
- üzgünüm, dedi doktor. yaşadığı üzüntü de bunu tetiklemiş olacak ki durumu bu noktaya geldi. beynindeki tümör fazla büyümüş. elimizden gelen her şeyi denedik fakat tedaviye de yanıt vermiyor. hatta sanki gitmek istiyor gibi. hani bahsettiğiniz şu kız, ARYA. aynı hastalıktan ölmüştü değil mi ?
- ARYA. evet , bir kaç sene oluyor. oğlum! başlarda atlatmış olduğunu düşünüyorduk fakat son zamanlarda oldukça kötü bir hal almıştı. kafasını dağıtmak için çalışmayı da denedi ama olmadı. beynindeki tümörü öğrendiğinde daha da kötü oldu. son zamanlarda hayaller görmeye başlamıştı. dışarıdaki son halini hatırlıyorum da bir minibüsün içinde kendinden geçmiş bir şekilde götür beni buradan diye sayıklıyordu. onu o şekilde bulana kadar işlerin bu denli ilerleyebileceğini düşünmüyordum. o kızı çok sevmişti . işin üzücü kısmı , hastalığı yüzünden onu hatırlayamıyor bile. nedenini bilmese de hatırlayamadığı gerçeğin acısını çekiyor. çok sevmişti o kızı. oğlum...
ARYA...
trafik ışıklarına geldiğimde , "bu o konuşanlardan değilmiş" diye düşündüm ve konuşkan olanların taklidini yapmaya başladım. lütfen bekleyiniz , lütfen bekleyiniz , şimdi karşıya geçebilirsiniz , şimdi karşıya geçebilirsiniz. düğmeye basmadığım aklıma gelince, ana teması kendimi güldürmek olan küçük gösterimden vazgeçip düğmeye bastım. arabalar durmaya başladı. ileri doğru bir adım atacaktım ki dur dedi bir ses. biri bakar mısınız diye seslenseydi bu kadar etkili olmaz , yürümeye devam ederdim. fakat bu kesin dur emrine yine aynı kesinlikte tepki verip durdum. arkamı döndüğümde kimse yoktu. tekrar karşıya geçmek için döndüm ve yine o ses. dur. oku emrini kıskandıracak şekilde duruyordum. fakat ciddi ciddi duruyordum ve bu işi bu kadar ciddiye almış olmam da beni düşündürmeye başladı. tekrar döndüm ve önünde durduğum binanın bahçesindeki çalılıkların oynadığını fark ettim. araçlar tekrar hareket etmeye başladı. çalılıklara doğru ilerledim. o ses yine dur dedi. kim var orada diye seslendim. beni buradan götürür müsün diye cevap verdi. sanki bir kadın sesi gibiydi. biraz daha yaklaştım. karanlığın içinde parlayan o mavi gözleri gördüğümde irkildim ve geriye doğru bir adım attım. öylesine parlak ve öylesine fosforluydu ki. hatta düşük watt'lı bir ampul gibi ışık saçıyordu.
çalılıkların arasından bana doğru gelmeye başladı. tekrardan , götür beni buradan dedi. etrafıma bakındım. ne arabalar vardı ne de insanlar. gariptir ki rüzgardan başka hiç bir ses duymuyordum. bana bakan ve etrafa resmen mavi bir ışık saçan gözler tam önümdeydi. bedeni bir karaltıdan ibaretti ve ne kadar görmeye çalışsam da gözleri yüzünden göremiyordum. aklımdan bir sürü düşünce geçiyor hatta bir yandan kaçsam mı diye düşünüyordum. fakat karşı koyamadığım bir hisle olduğum yerde duruyordum. aklıma gelen ilk şeyi söyledim. kimsin sen ?
götür beni buradan dedi ve omzuma doğru dokundu. kendimi birden caddenin ortasında buldum. kulağımın dibinde korna sesleri. yanımdan arabalar geçiyordu. arabaların farları gözümü alıyordu. yerden kalktım , ezilmeden kaldırıma ulaştım. yolun diğer tarafına geçmiştim. önünde durduğum içki bayiinin yanındaki boş dükkanın camına dayandım. onu gördüğüm yere doğru baktım. gitmişti. bir kaç dakika düşündüm. demin neler oldu? hayal mi gördüm? acaba bu günlerde çok mu yoruluyordum diye düşündüm. öylesine gerilmiştim ki çantayı bile bırakmamışım elimden. duruma hala anlam veremiyordum fakat biraz olsun kendime gelmeye başladığımda bir an önce eve gitmeliyim diye düşündüm. tedirgin bir şekilde , devamlı etrafıma bakarak eve kadar gittim. eve girdiğimde bir süre kapının önünde öylece dikilip kaldım. biraz daha sakinleştikten sonra üzerimi değiştirip salona geçtim. koltuğa oturdum. kafamı dağıtmak için televizyonu açtım. yorgunluğunda etkisi ile televizyonun başında uyuyakalmışım.
biri omzuma dokunuyormuş gibi hissedip fırladım yerimden. yatak odasından sesler geliyordu. uyku sersemi masanın üzerinde duran vazoyu elime alıp odaya doğru ilerledim. odanın aralık duran kapısından uzanıp ışıkları yakmaya çalıştım. tekrar o sesi duydum. dur! hızla geriye doğru çektim kendimi. kapının yanında duran sandalyeye takılıp yere yuvarlandım. vazo elimden fırlayıp uzak bir köşeye düştü. kafamı odanın aralık kalmış kapısına doğru çevirdim ve karanlığın içinde yine o gözleri gördüm. kimsin sen diye bağırmaya başladım. kimsin? nereden geldin? ne istiyorsun? avazım çıktığı kadar bağırıyordum. hala götür beni buradan diye karşılık veriyordu. korkuyordum. sesim git gide yükseliyordu. kimsin sen? neden ben?
birden kapı çaldı. komşular sesimi duymuş olmalı diye düşündüm. ardıma bakmadan ve koşarak kapıya gittim. kapıyı açtığımda karşımda ev sahibim Hikmet abi duruyordu. başıma bir şey gelmiş olabileceğini düşünerek yanına uzunca bir sopa almıştı. odamda bir şey var , odamda biri var diye bağırıyordum. omuzlarımdan tutup silkeledi. sakin ol , kendine gel dedi. içeri girdi. nerede diye sordu. yatak odasında diye cevap verdim. kim var orada diye seslenerek odaya doğru ilerliyor bende arkasından gidiyordum. aralık duran kapıyı tekme ile açtı. uzanıp ışığı yaktı. hani kimse yok burada, dedi. buradaydı , masmavi parlak gözleri vardı dedim. odanın içinde onu aramaya başladım. dolaplara baktım. yatağı kaldırdım. Hikmet abi , oğlum sakin ol diyordu fakat olamıyordum. çok sürmedi , yoruldum ve odanın ortasına oturdum. Babanı aramamı ister misin diye sordu. hayır dedim sert bir sesle. peki ama sakin olmalısın artık dedi. istiyorsan burada kalabilirim? dedi. Hikmet abi babamın eski bir arkadaşıydı. çocuklukları beraber geçmiş. babam ofisin Hikmet abi'ye yakın bir yerde olduğunu öğrendiğinde bu daireyi tuttu. dediğim gibi ev de zaten Hikmet abinindi. rahatsızlık vermek istemem diye yanıtladım. sende benim oğlum sayılırsın , rahatsızlık falan bunları düşünme dedi. peki dedim. salondaki koltuğu hazırladım. bende odama geçtim.
öğlen saatlerinde anlam veremediğim garip bir rüya yüzünden korkmuş bir şekilde uyandım. hastane odasında bir kadın. burası çok karanlık , boğuluyorum diyordu. sebebini bilmediğim bir şekilde gidemeyiz , kalman gerekiyor diyordum . öylesine masum bir yüzü vardı ki. fakat öylesine solmuş. ve sanki onu uzun süredir tanıyordum. dışarıya çıkalım diyordu ve ben yine, kalman gerekiyor diyordum. derken bir sürü doktor giriyordu odaya. panik halindeydiler. neler oluyor diye bağırıyordum. doktorların arasından kıza bakıyordum. solgun gözlerini bana dikmiş , kurtar beni diye bağırıyordu. sonra birden herkes sustu. doktorlar bana döndü ve hep bir ağızdan üzgünüz dediler. neden diye sordum. üzerime gelmeye başladılar. üzgünüz , üzgünüz , üzgünüz. işte o an uyanmıştım.
yataktan fırlayıp Hikmet abi diye seslendim. salona gittiğimde Hikmet abinin çıktığını ve masaya bir not bırakmış olduğunu gördüm. - Levin , benim çıkmam gerekiyor. bir şeye ihtiyacın olursa numaramı biliyorsun. çekinme ara. - yazıyordu. notu bırakıp mutfağa geçtim. dünden kalan ekmeklere baktım. yenilebilir durumdaydılar. çay demleyip kendime yumurta hazırladım ve kahvaltıyı aradan çıkardım. hafta sonu olduğu için bir kaç arkadaşla buluşmaya karar verdim. hem kafamın da dağılması gerekiyordu. aklımın bir ucunda hep aynı soru. hayal mi ,gerçek mi ? bir kaç arkadaşımı arayıp Kadıköy'de buluşmaya karar verdik. üzerimi değiştirip evden çıktım. hava oldukça bulutlu. hani insanın üzerine sebepsiz bunalımlar yükleyen havalardan. caddeye geldiğimde dün o gözleri gördüğüm yere doğru baktım. her şey çok normal görünüyordu. bir süre taksi bekledim. gelmedi. minibüsle gitmeye karar verdim ve ilk gelen minibüse bindim. minibüs neredeyse doluydu. oturacak yer olmadığından , ön koltuğun hemen arkasında ayakta dikiliyordum. camdan dışarıyı izliyordum.
bir şey oldu. minibüste çalan müziğin durduğunu hissettim. sonra sanki arkamda kimse yokmuş gibi hissettim. arkamı döndüğümde minibüs bomboştu ve bomboş yolda kendi kendine ilerliyordu. kalbim hızla atmaya başladı. tekrar camdan baktım. dışarıda da kimse kalmamıştı. herkes kaybolmuştu. yine mi ? diye düşündüm. panik içinde sürücü koltuğuna geçip minibüsü durdurmaya çalıştım fakat durmuyordu. çok düşük bir hızla öylece ilerliyorduk. sonra birisi "gel" dedi. ses sanki hemen arkamdan geliyordu. dönüp baktım ama kimse yok. tekrar yola baktım ve yine onu gördüm. elli metre kadar ileride yolun ortasında öylece duruyordu. gündüz gözüyle daha da korktum. gölge gibi bir beden ve bu mesafeden bile fark edilen o mavi gözler. minibüsün camını tekmelemeye başladım fakat bir türlü kırılmıyordu. gel diyordu bu defa ve bu kesin emre yine kesin bir cevap veriyordum. istemesem de gidiyordum. arka koltuğa geçip yere doğru çömeldim. minibüs bir süre daha ilerledikten sonra durdu. kapı açıldı. iliklerime kadar hissettiğim soğuk bir rüzgar esti. kafamı kaldırıp kapıya doğru baktım. o mavi gözler bana doğru yaklaştı. dışarıya çıkalım dedi. gölge bir el uzandı. karşı koyamadım , uzattım elimi.
birden kendimi bir hastane odasında buldum. vücuduma bir sürü şey bağlanmıştı. yattığım yerden kalkmaya çalıştım ve hemen yanımdan bir el uzandı. baba. buradayım oğlum , yanındayım. neler oluyor , neden buradayım diye bağırdım. sakin ol dedi. bir şey hatırlamıyor musun diye sordu. neler oluyor , neyi hatırlamam gerekiyor diye cevap verdim. gözünden bir damla yaş geldi ve bir şey yok oğlum , iyi olacaksın dedi. o sırada bir doktor girdi odaya. babama dönüp biraz konuşabilir miyiz dedi. baba , dedim. bir şey yok , hemen geliyorum dedi. kapının hemen önünde konuşmaya başladılar. duyuyordum.
- üzgünüm, dedi doktor. yaşadığı üzüntü de bunu tetiklemiş olacak ki durumu bu noktaya geldi. beynindeki tümör fazla büyümüş. elimizden gelen her şeyi denedik fakat tedaviye de yanıt vermiyor. hatta sanki gitmek istiyor gibi. hani bahsettiğiniz şu kız, ARYA. aynı hastalıktan ölmüştü değil mi ?
- ARYA. evet , bir kaç sene oluyor. oğlum! başlarda atlatmış olduğunu düşünüyorduk fakat son zamanlarda oldukça kötü bir hal almıştı. kafasını dağıtmak için çalışmayı da denedi ama olmadı. beynindeki tümörü öğrendiğinde daha da kötü oldu. son zamanlarda hayaller görmeye başlamıştı. dışarıdaki son halini hatırlıyorum da bir minibüsün içinde kendinden geçmiş bir şekilde götür beni buradan diye sayıklıyordu. onu o şekilde bulana kadar işlerin bu denli ilerleyebileceğini düşünmüyordum. o kızı çok sevmişti . işin üzücü kısmı , hastalığı yüzünden onu hatırlayamıyor bile. nedenini bilmese de hatırlayamadığı gerçeğin acısını çekiyor. çok sevmişti o kızı. oğlum...
ARYA...
1.10.2012
hal.!.
bazı şeyler hiç değişmeyecek ya ,
alayınızın amına koyayım demek geliyor içimden.
eşten dosttan kurtulmaya çabalıyorum bu ara.
bir canavar olarak ölmeliyim.
aklımdan başka hiç bir bok geçmiyor.
müftünün noel babasından ,
ergenin ugg'larına kadar...
kimi bedenini teslim edip ,
söylediğin lafa kızar.
edepsizliği de anlayamamıştır.
kimi şekline şemaline aldırmadan,
kabullendiği sosyal hayatına devam eder.
bir de üstüne alim kesilir.
bir topluluk yapılan iyi şeyleri asla görmez
geçmişe baka baka boynu tutulan insanlar.
kimi kalkıp sakalını okutman gerek ,
günaha giriyorsun der.
yaradılışına çomak sokup çevireceksin.
oğlum sana ne tüm bunlardan diyorsunuz değil mi ?
bendeki ideolojik durumda bu sanırım.
rahatsızlığın içinde rahat olmak ,
rahatlığım yüzünden algılanamamak,
beni bir kalıbın içine sokmayın lan!
yoksa ben sokarım kalıbınıza.
alayınızın amına koyayım demek geliyor içimden.
eşten dosttan kurtulmaya çabalıyorum bu ara.
bir canavar olarak ölmeliyim.
aklımdan başka hiç bir bok geçmiyor.
müftünün noel babasından ,
ergenin ugg'larına kadar...
kimi bedenini teslim edip ,
söylediğin lafa kızar.
edepsizliği de anlayamamıştır.
kimi şekline şemaline aldırmadan,
kabullendiği sosyal hayatına devam eder.
bir de üstüne alim kesilir.
bir topluluk yapılan iyi şeyleri asla görmez
geçmişe baka baka boynu tutulan insanlar.
kimi kalkıp sakalını okutman gerek ,
günaha giriyorsun der.
yaradılışına çomak sokup çevireceksin.
oğlum sana ne tüm bunlardan diyorsunuz değil mi ?
bendeki ideolojik durumda bu sanırım.
rahatsızlığın içinde rahat olmak ,
rahatlığım yüzünden algılanamamak,
beni bir kalıbın içine sokmayın lan!
yoksa ben sokarım kalıbınıza.
1.09.2012
özet.!.
- beni hatırladın mı ?
- hatırlamamak için çabalıyorum.
- uzun zaman oldu.
- zamanı gelmişti değil mi ?
- neyin?
- hatırlatmanın.
- böyle mi düşünüyorsun?
- önemi var mı ?
- hayır.
zamanın içinde düşmek gibi bu.
düşmeye alıştığın her an,
bir el uzanıp bir parça koparıyor gibi.
dibi bulduğunda geriye hiç bir şey kalmayacak korkusu.
peki dibe ulaşana kadar bir şey kalmazsa geriye,
düşmemiş sayılır mıyım?
insan kendini böyle mi avutur ?
- hala beni mi düşünüyorsun sen ?
- seni , onu...
- başkaları da oldu mu?
- önemi var mı ?
- aşk meşk işlerini beceremiyorsun galiba?
- kimse adamıyor kendini.
- ve her zaman yalnız kalan sen oluyorsun.
- doğru. bunu seçtiğime inandırdım kendimi.
al diyorum hep.
kendimi bir kafese kilitleyip al diyorum.
bir kalpte tünemeye,
gözünü dünyaya kapatmaya hazır.
yaşamamış saymam kendimi.
bir bakışın izinde yaşamak...
ama olmuyor.
- hiç öyle davranmıyorsun.
- farkındayım.
- neden?
- çantamda bir sürü karakterim var.
- iki yüzlüsün?
- harap olduğumu mu görmek istiyorsun ?
- belki.
üzüntüler ve korkular karşısında,
deri değiştiriyorum sadece.
sen renkleri görüyorsun.
bense bakamıyorum aslında altımdaki hiç bir kadının yüzüne.
peki bu terleme seanslarından ne kalıyor geriye?
kuklanın hayatta kalmasını sağlıyorum , o kadar.
- sana göre her şey bu kadar kolay mı ?
- kolay olduğunu söyledim mi ?
- sırrını söylüyorsun.
- evet , canım yanıyor.
- gidiyorum.
- biliyorum.
- hatırlamamak için çabalıyorum.
- uzun zaman oldu.
- zamanı gelmişti değil mi ?
- neyin?
- hatırlatmanın.
- böyle mi düşünüyorsun?
- önemi var mı ?
- hayır.
zamanın içinde düşmek gibi bu.
düşmeye alıştığın her an,
bir el uzanıp bir parça koparıyor gibi.
dibi bulduğunda geriye hiç bir şey kalmayacak korkusu.
peki dibe ulaşana kadar bir şey kalmazsa geriye,
düşmemiş sayılır mıyım?
insan kendini böyle mi avutur ?
- hala beni mi düşünüyorsun sen ?
- seni , onu...
- başkaları da oldu mu?
- önemi var mı ?
- aşk meşk işlerini beceremiyorsun galiba?
- kimse adamıyor kendini.
- ve her zaman yalnız kalan sen oluyorsun.
- doğru. bunu seçtiğime inandırdım kendimi.
al diyorum hep.
kendimi bir kafese kilitleyip al diyorum.
bir kalpte tünemeye,
gözünü dünyaya kapatmaya hazır.
yaşamamış saymam kendimi.
bir bakışın izinde yaşamak...
ama olmuyor.
- hiç öyle davranmıyorsun.
- farkındayım.
- neden?
- çantamda bir sürü karakterim var.
- iki yüzlüsün?
- harap olduğumu mu görmek istiyorsun ?
- belki.
üzüntüler ve korkular karşısında,
deri değiştiriyorum sadece.
sen renkleri görüyorsun.
bense bakamıyorum aslında altımdaki hiç bir kadının yüzüne.
peki bu terleme seanslarından ne kalıyor geriye?
kuklanın hayatta kalmasını sağlıyorum , o kadar.
- sana göre her şey bu kadar kolay mı ?
- kolay olduğunu söyledim mi ?
- sırrını söylüyorsun.
- evet , canım yanıyor.
- gidiyorum.
- biliyorum.
12.27.2011
infaz.!.
ve bir bakmışsın ki ,
yerle bir olmuş dünya.
dizlerinin üzerine çökmüş ,
düşünüyorsun.
o kadını neden öldürdüm?
peki neden canım yanıyor hala?
canlı tutmak için elinden geleni yapmadın mı ?
anlaşılmamış olsa gerek.
zaman geçtikçe tüm yük omuzlarına biner ya insanın.
belki demeye başlarsın.
belki suç bendedir.
fakat hala aklına gelmiyor ,
neden öldürdüğün.
bir başkasının hayaline sahip olmayı istemek gibi değil mi?
hissediyorsun ama bilmiyorsun.
herkes kadar bencilsin.
yinede neden?
belki demeye başlarsın.
belki suç bendedir.
bütün mesele ,
kılıcı kayadan çekebilmekte.
ve görüyorsun ,
ucu bucağı olmayan topraklarda,
hiç bir kalp atmıyor senin için.
kraldan çok ,
bir çakıl taşısın sadece.
bir nehirde boğulacak kadar yalnız,
fark edilmeyecek kadar küçük.
yinede aklında hep aynı soru,
neden?
tabi ki,
kendine itiraf edemediğinden.
filmlerden kralları örnek alıp,
bir çakıl taşı olarak yaşamaya devam ettiğinden.
hep aynı oyunun içinde,
hep çıkış kapısının dibinde.
sırtını duvara yaslayarak yaşadığın için,
ve aslında bir duvar olmadığını bile bile.
hiçliğin ortasında bir kapının ardında,
hayallerinin seni beklediğine inandığın için.
hep,
ama hep kendini kandırdığın için.
peki kabullenmek,
bir düşünceyi asmak değilde nedir?
yerle bir olmuş dünya.
dizlerinin üzerine çökmüş ,
düşünüyorsun.
o kadını neden öldürdüm?
peki neden canım yanıyor hala?
canlı tutmak için elinden geleni yapmadın mı ?
anlaşılmamış olsa gerek.
zaman geçtikçe tüm yük omuzlarına biner ya insanın.
belki demeye başlarsın.
belki suç bendedir.
fakat hala aklına gelmiyor ,
neden öldürdüğün.
bir başkasının hayaline sahip olmayı istemek gibi değil mi?
hissediyorsun ama bilmiyorsun.
herkes kadar bencilsin.
yinede neden?
belki demeye başlarsın.
belki suç bendedir.
bütün mesele ,
kılıcı kayadan çekebilmekte.
ve görüyorsun ,
ucu bucağı olmayan topraklarda,
hiç bir kalp atmıyor senin için.
kraldan çok ,
bir çakıl taşısın sadece.
bir nehirde boğulacak kadar yalnız,
fark edilmeyecek kadar küçük.
yinede aklında hep aynı soru,
neden?
tabi ki,
kendine itiraf edemediğinden.
filmlerden kralları örnek alıp,
bir çakıl taşı olarak yaşamaya devam ettiğinden.
hep aynı oyunun içinde,
hep çıkış kapısının dibinde.
sırtını duvara yaslayarak yaşadığın için,
ve aslında bir duvar olmadığını bile bile.
hiçliğin ortasında bir kapının ardında,
hayallerinin seni beklediğine inandığın için.
hep,
ama hep kendini kandırdığın için.
peki kabullenmek,
bir düşünceyi asmak değilde nedir?
12.24.2011
sabahlar.!.
cama çarpan damlaları saymaya başladığında,
fark ediyorsun,
yosunlanmış bir arazide çıplak ayakla gezdiğini.
hangi denizin kurban edildiğinden öte,
hangi yalnızlığın parçası olmuş?
duvarları unutulmuş bir yaradılışın,
ufuk gerdanına dağlar konmuş.
ve haritada parmağını dokunduğun her yerde,
sadece kum var.
kayaların kurban gittiği cinayet hikayeleri,
parmaklarının arasından yosunlara karışır,
tekrar.
yağmacılar hala altınların peşinde.
eleklerle cinayetleri araştırıyorlar.
sanmayın ki kral tahtında hala.
çocuklarını öldürdükten sonra,
düştü dipsiz bir kuyuya.
ve hiçliğin ortasında bulduğun taç,
ancak bir hiçliği kaldırabilir artık.
şimdi çantanda biraz kum,
hiçliğe dair bir taç,
ve yalnızlık.
yosunlanmış sessizliğinden,
şimdi hangi deniz kaçıyor?
boğulmadığın hangisi kaldı?
hangisini denemek daha kolay?
öldürdüğün insanlardan sorumlu değilsin artık.
sorumluluk yaratacak kadar nefes alamıyorlar.
fakat seninde nefesinde tutarsızlık,
ve çantanda hiçlikler var.
şimdi hangi hayat gerçek?
boğulmadığın hangisi kaldı?
hangisinden kaçmak daha kolay?
düşmek ne kadar kolay.
tek yapman gereken kendini bırakmak.
düşmek kimin adaleti?
şimdi hangi yol daha yakın?
boğulmadığın hangisi kaldı?
hangi sorular,
aslında kaybettiğini sana unutturuyorlar?
fark ediyorsun,
yosunlanmış bir arazide çıplak ayakla gezdiğini.
hangi denizin kurban edildiğinden öte,
hangi yalnızlığın parçası olmuş?
duvarları unutulmuş bir yaradılışın,
ufuk gerdanına dağlar konmuş.
ve haritada parmağını dokunduğun her yerde,
sadece kum var.
kayaların kurban gittiği cinayet hikayeleri,
parmaklarının arasından yosunlara karışır,
tekrar.
yağmacılar hala altınların peşinde.
eleklerle cinayetleri araştırıyorlar.
sanmayın ki kral tahtında hala.
çocuklarını öldürdükten sonra,
düştü dipsiz bir kuyuya.
ve hiçliğin ortasında bulduğun taç,
ancak bir hiçliği kaldırabilir artık.
şimdi çantanda biraz kum,
hiçliğe dair bir taç,
ve yalnızlık.
yosunlanmış sessizliğinden,
şimdi hangi deniz kaçıyor?
boğulmadığın hangisi kaldı?
hangisini denemek daha kolay?
öldürdüğün insanlardan sorumlu değilsin artık.
sorumluluk yaratacak kadar nefes alamıyorlar.
fakat seninde nefesinde tutarsızlık,
ve çantanda hiçlikler var.
şimdi hangi hayat gerçek?
boğulmadığın hangisi kaldı?
hangisinden kaçmak daha kolay?
düşmek ne kadar kolay.
tek yapman gereken kendini bırakmak.
düşmek kimin adaleti?
şimdi hangi yol daha yakın?
boğulmadığın hangisi kaldı?
hangi sorular,
aslında kaybettiğini sana unutturuyorlar?
12.23.2011
son.!.
film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer derlerdi. görünürde hiç bir şey yok. sadece bedenimde bir hissizlik. başımı taşıyamam ve bakışlarım yemek yediğim tabağa doğru yaklaşır. kolum rakı kadehine çarpar. bardak içindekileri döktükten sonra yuvarlanarak masadan düşer ve yere düşüp karakterini barındırmayacak onlarca parçaya bölünür. sağlam kalan dibi , duvarın kenarına doğru yuvarlanır. ölmek üzere olduğunu anlarsın. refleks olarak kalkmaya çalışırsın. sinirler işlevini yerine getirmez. elde kalan küçük bir titreme. ancak tabağın yanında duran çatalı biraz daha kenara itebilecek güçte. gözlerinin açık olduğundan emin olamazsın. alnına bulaşan yağlardan kalkamadığını hatırlarsın. dudakların bir şey söyleyebilecek durumdan çok uzak , bakıldığında ifadesiz. ensende açık unutulmuş bir pencere esintisi. pencerelerin kapalı olduğunu hatırlarsın. televizyonun sesi bir şarkının sonu gibi yavaş yavaş kısılır. aldığın nefes yerini uzun tenefüslere bırakmaya başlar. karıncalar beynine istila eder. sanki saç diplerinden beynine sızıyorlar gibi. düşüncesiz ve karanlık fakat saniyelerden haberdar. kapalı olduğunun farkında olan bir televizyon ekranı gibi. derin bir uyku halini andırırcasına salyalar dudaklarından sızmaya başlar. ciğerler bozulmakta olan bir jeneratör gibi.
ve boğazında, çocukluğunda hatırladığın kurban sahnelerindeki , hani hep gargaraya benzetip alay ettiğin gibi bir hırıltı. iflasa saniyeler var. ve son bir sarsıntı ile makine kapanıyor. beyninin içindeki son çınlama ile varlık ayaklar altında.
düşüncenin ve varlığın olmadığı yerde , gerçeklikte kalmıyor.
aslında her sonda evren kendi içine kapaklanıyor.
aslında her sonda evren kendi içine kapaklanıyor.
kimileri yeni bir kapının açıldığını,
kimileri hayatın tekrar başlayacağını,
kimileri temelinde bu iki düşüncenin yattığı bambaşka ihtimallerin olduğunu düşünüyor.
benim içinse koltuğumda geçirdiğim o amaçsız saatlerden farksız.
soğukluğu kabul edilebilir ama huzurlu.
kimileri hayatın tekrar başlayacağını,
kimileri temelinde bu iki düşüncenin yattığı bambaşka ihtimallerin olduğunu düşünüyor.
benim içinse koltuğumda geçirdiğim o amaçsız saatlerden farksız.
soğukluğu kabul edilebilir ama huzurlu.
kelebeğin kanat çırpışından mütevellit,
zamanın durduğu bir anda denizden hiç çıkamamak gibi.
12.17.2011
yalnızlık.!.
oturduğun sokakta senden başka kimsenin olmaması. bakkaldan sigaranı , fırından ekmeğini alıp eve dönerken yanına gelen köpeği senden başka kimsenin sevmediğini düşünmek. hacim olarak kalabalıktan az yer kapladığı için evin sadece salonunu kullanmak , sehpada yemek yemek , koltukta uyumak. bilgisayar başından dokunulamayacak uzaklıkta bir kadını soymak , onu izlemek. izlenmediğini bilmenin rahatlığı. sinirlendiğinde ayağa kalkıp avazın çıktığı kadar bağırabilmek , duvarları yumruklayıp bilgisayarın klavyesini masaya vura vura kırabilmek. intihar eyleminin piyasa değerinin en düşük olduğu zamanlar. biyolojik bir kriz anında kokmaya yetecek kadar cansız uzanabilmek. sabahın köründe henüz uyku girmemişken gözüne telefonun ahizesini kaldırıp , bende seni özledim deyip kapatmak. hemde kimseyi aramadan , kendinle dalga geçerek. farkında olmadan vardığın bir düşüncenin seni uyutmayan bir son durak olmasından korkmak. uzun süren sessizliklerde yaşadığını anlamak için elini göğsüne koyup kalp atışlarını hissetmeye çalışmak ve bazen dozu fazla gelen bu yalnızlık yüzünden kendini duyamamak. korkuya kapılıp , kendini rahatlatmak için gecenin bir saati anneni aramak. bulaşıkları yıkarken , mutfak dolaplarının önüne çömelip sanki bir anlam çıkacakmış gibi uzun uzun buzdolabını seyretmek. evin içinde attığın her adımda , gözüne batan onca çatlak duvar ve eski eşyanın yerine boyanmış yeni duvarlar ve kafanda tasarladığın yeni eşyalar yerleştirmek. yerleştirmemek , sadece düşünmek. tüm insanlığı sevemeyecek ve kendine dost edinmek istemeyen bir karakterin , deli gibi sadece seninle konuşmak istemesi ve kendini ayna karşısında bulmak. kendine sorular sormaya başlarken , kendini tıraş ederken bulmak. ağlama cimrisi bir karakterin , aslında buna ne kadar ihtiyaç duyduğunun farkında olmak. yine de ağlayamamak. zaman bolluğundan geleceğe dair farklı farklı bir sürü düşünceye sahip olmak. fakat ölüm korkusundan karar verememek. çaresiz bir kaç derdin gölgesinde , zaten onları anlatmak bile istemiyorken , onlarla yaşamak zorunda olmanın ağırlığı. kötülüğe uzanacak bir elin olmaması.
bir yazarın cümlelerinden, bir görüntü olmak insanların gözünde.
bir hırka gibi eskimek , göz aşinalığından fark edilmeyen.
aslında gözler önünde.
anne , biraz daha konuş. yoksa boğuluyorum.
bir yazarın cümlelerinden, bir görüntü olmak insanların gözünde.
bir hırka gibi eskimek , göz aşinalığından fark edilmeyen.
aslında gözler önünde.
anne , biraz daha konuş. yoksa boğuluyorum.
12.09.2011
EnerjiSa'ya mektup.!.
Bilmem kaç kişiye elektrik sağlıyoruz temalı reklamlarınızı görüyorum. enerji alanında ne kadar başarılı olduğunuzu , bir numara olduğunuzu varsayan tanıtımlar bunlara da şahidim. yaklaşık 10 sene kadar hollanda da yaşadım ve açıkcası sizin hizmet dediğiniz bu zamazingolara müstesna yerlerim ile gülüyorum. öncelikle , her yağmurda çamurda gerekli altyapı eksikliğinden sebepli olacak ki elektriklerimiz kesiliyor. özellikle de şu an benim gibi küçük bir kasabada yaşıyorsanız bu rutin bir hal alıyor. bunu çokta takmadığınızı düşünerek başka bir konuya geçeyim. bu ani elektrik kesilmeleri bazen o kadar sık oluyor ki evdeki bazı elektronik aletlerim bunu kaldıramayıp bozuluyor. son olarak bilgisayarımı bu kesintilerden koruması için üretilmiş olan güç kaynağım sizlere ömür, bozuldu. haliyle bu kesintiler yüzünden bilgisayarımda her an bozulabilir. bunu da çok umursamadığınızı düşünerek , bilgisayardan ekmek kazanan biri olduğumu belirtmekte çekinmiyorum. bazen uzun süre başında durmam gerekiyor , çalışmalarınızı her ne kadar sıklıkla kaydediyor bile olsanız , hani bir kesintide bazen büyük kayıplar yaşayabiliyorsunuz. sesinizi duyar gibiyim , yine aman ne olacakki kardeşim diyorsunuz muhtemelen. o zaman şuna geçeyim ; elektrik enerjisi ile ısınıyorum. yani evimde elektrikli ısıtıcılar var ve elektrik kesildiğinde gariptir ki üşümeye başlıyorum. özellikle kış aylarına girdiğimiz bu vakitlerde halimi anlarsınız herhalde. oh , üzgünüm , anlayamıyor musunuz? o zaman şöyle devam edeyim. tek başına yaşıyorum. geçimimi sağlamak yine de kolay olmuyor. fakat elektrikle ısınmam bu ay 396 TL'ye karşılık geldi. çevre tatil köyleri ve internet kafeler bile benim kadar para ödüyorlar. ben bir birey olarak size 400 lira kazandırıyorsam , aga siz bu parayı ne yapıyorsunuz ? demezler mi adama. ben demiyorum şimdilik ama diyebilirler aklınızda bulunsun. ayrıca faturaya baktığımda elin adamının çaldığı elektriğin parasınıda ödediğimi görüyorum. özellikle bu satırlara geldiğimde küfür etmeye ne kadar meyilli olduğumu belirtmek isterim. şunun vergisi , bunun vergisi. izlemediğim TRT'ye bile para veriyorum. ilçelerdeki elektrik ödeme şubelerini kapattınız. zaten öderken sıkıntılar yaşayabiliyoruz. karşısına çıkıp konuşacağımız kimse de kalmadı. birde gelip faturayı kesen adam için de vergi yada her neyse ondan kesiyorsunuz. şimdi biri kalkıp be utanmazlar , be hortumcular , sömür sömür nereye kadar derse size ne diyeceksiniz? dua edinki ben böyle şeyler söylemiyorum size. adamın bir taraflarından kan alırlar diye bir tabir varya , karşınızda terbiyesiz bir adam olsa böyle yaptığınızı düşünür. ama dua edin ki ben kibar biriyim. şahane hizmetleriniz için çok teşekkür ediyor , kazıklamalarınızın devamını diliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

