oturduğun sokakta senden başka kimsenin olmaması. bakkaldan sigaranı , fırından ekmeğini alıp eve dönerken yanına gelen köpeği senden başka kimsenin sevmediğini düşünmek. hacim olarak kalabalıktan az yer kapladığı için evin sadece salonunu kullanmak , sehpada yemek yemek , koltukta uyumak. bilgisayar başından dokunulamayacak uzaklıkta bir kadını soymak , onu izlemek. izlenmediğini bilmenin rahatlığı. sinirlendiğinde ayağa kalkıp avazın çıktığı kadar bağırabilmek , duvarları yumruklayıp bilgisayarın klavyesini masaya vura vura kırabilmek. intihar eyleminin piyasa değerinin en düşük olduğu zamanlar. biyolojik bir kriz anında kokmaya yetecek kadar cansız uzanabilmek. sabahın köründe henüz uyku girmemişken gözüne telefonun ahizesini kaldırıp , bende seni özledim deyip kapatmak. hemde kimseyi aramadan , kendinle dalga geçerek. farkında olmadan vardığın bir düşüncenin seni uyutmayan bir son durak olmasından korkmak. uzun süren sessizliklerde yaşadığını anlamak için elini göğsüne koyup kalp atışlarını hissetmeye çalışmak ve bazen dozu fazla gelen bu yalnızlık yüzünden kendini duyamamak. korkuya kapılıp , kendini rahatlatmak için gecenin bir saati anneni aramak. bulaşıkları yıkarken , mutfak dolaplarının önüne çömelip sanki bir anlam çıkacakmış gibi uzun uzun buzdolabını seyretmek. evin içinde attığın her adımda , gözüne batan onca çatlak duvar ve eski eşyanın yerine boyanmış yeni duvarlar ve kafanda tasarladığın yeni eşyalar yerleştirmek. yerleştirmemek , sadece düşünmek. tüm insanlığı sevemeyecek ve kendine dost edinmek istemeyen bir karakterin , deli gibi sadece seninle konuşmak istemesi ve kendini ayna karşısında bulmak. kendine sorular sormaya başlarken , kendini tıraş ederken bulmak. ağlama cimrisi bir karakterin , aslında buna ne kadar ihtiyaç duyduğunun farkında olmak. yine de ağlayamamak. zaman bolluğundan geleceğe dair farklı farklı bir sürü düşünceye sahip olmak. fakat ölüm korkusundan karar verememek. çaresiz bir kaç derdin gölgesinde , zaten onları anlatmak bile istemiyorken , onlarla yaşamak zorunda olmanın ağırlığı. kötülüğe uzanacak bir elin olmaması.
bir yazarın cümlelerinden, bir görüntü olmak insanların gözünde.
bir hırka gibi eskimek , göz aşinalığından fark edilmeyen.
aslında gözler önünde.
anne , biraz daha konuş. yoksa boğuluyorum.
12.17.2011
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

3 Yorum:
birilerini sevmelisin
kendinden başka birini yani..
çok çok yaz zeko... yoksa boğuluyorum.
Yorum Gönder